|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||||
![]() |
|
|
|||||||||||||||||
|
|
Anasayfa>>Mezunlar Serbest Köşe |
|
|||||||||||||||||
![]() |
Mezunlarımız
için hazırladığımız Serbest Köşe sayfasında iletişim için
elektronik grup adresleri ve web sayfaları linkleri ile birlikte
mezunlarımızın görüşleri yer almaktadır. |
|
|||||||||||||||||
Mc
Donalds’da bir “satın alma ve kalite sağlama departmanı” var. Mc Donalds’ın
satın aldığı bütün gıda ürünleri ve ambalajları dahil bu departman tarafından
satın alınır. Ben bu departmanda kalite sağlama uzmanı olarak çalışıyorum.
Yaptığım işlerin sonucunu kalite sağlama müdürüne rapor ediyorum. Bu, işin
üretici ile ilgili olan bölümü. Üreticiyi, gıda güvenliği ve kalite açısından
denetler, onay veririz. Yani ürünün kalite açısından da Mc Donalds kriterlerine
uygunluğunu onaylarız. İşimizin bir de restoranlarla ilgili bölümü var. Restoranlarda
ürünlerle ilgilenen kişiler vardır. Onlar üründe bir sorun olduğunda bize
dönerler ve problemlerini aktarırlar. Üründe kalite açısından bir problem varsa
o ürün tamamen çekilir ve üreticiye dönülür. Restoranlarda ayrıca gıda
güvenliği denetimi yaparız. Bu denetimler “operasyon” adı altında ve
müfettişler tarafından yapılır. Benden iki dönem sonra mezun olan İTÜ’lü bir
arkadaşımız daha işe başladı. O bu müfettişleri yönlendirmek için onlarla
birlikte bu operasyonlara katılacak ve denetimlere bir gıda mühendisi gözüyle
bakacak. HACCP planı bizde üreticilerde olduğu gibi restoranlarda da uygulanır.
Bu planın uygulanıp uygulanmadığını kontrol eder, uygulamada aksamalar varsa
üretici veya restoranda ilgili kişileri uyarırız. Sonuç olarak gıda güvenliği ve
Mc Donalds sertifikasyonuna uygunluğunu üretici ve restoranlarda kontrol
ederiz. Yaptığım
iş, mesleğim açısından fazlasıyla doyurucu. Çünkü çok çeşitli sektörlerle temas
halindeyiz. Mc Donalds ürünlerinin % 95’i yerel ürünlerdir ve bunun içinde
bütün temel gıda üreticileri vardır. Bizler, Mc Donalds kalite sağlamacıları
olarak “general” elemanlarız. Burası benim için iyi bir referans ve iyi bir
tecrübe. Çok aktif bir ortamda çalışıyoruz, sürekli hareket, sürekli seyahat.
Yorucu olsa da zevkli.
Pınar Günenç, İTÜ Gıda Mühendisliği 1995 Mezunu Kalite Sistem Laboratuarları A.Ş., Hijyen Departman Şefi İTÜ’den
mezun olduktan sonra halen çalıştığım firmaya Hijyen Denetimcisi olarak girdim.
İki yıl sonra bu departmanın yapılanması ile Departman Şefi oldum. İşimin yanı
sıra, MBA master’ı yapıyorum. Departmanımız
gıda üreticisi firmalara danışmanlık, denetim ve eğitim hizmetleri veriyor.
Gıda sektöründe önde gelen fabrikalar, toplu yemek üreten kuruluşlar, marketler
vb. ile çalışıyoruz. Firmalar bizden böyle bir talepte bulunabildiği gibi, biz
de belli aralıklarla firmalara teklifler gönderiyoruz. İş başlangıcında firmalara
gidip bir durum değerlendirmesi yapıyor, hazırladığımız uygulama projesini
sistemlerinin içine katabilmeleri için nelere ihtiyaçları olduğunu belirliyor,
bunların uygulanması için rehberlik hizmeti veriyoruz. Sorun personel eğitimi
ise o eğitimi veriyoruz. Bu eğitim alt düzeydeki personelden, orta kademedeki
yöneticiye, gerekiyorsa üst düzey yöneticiye de verilebiliyor. Şirketimizin
bu hizmetleri yerine getiren hijyen, eğitim, endüstriyel kimya gibi
departmanları var. Hijyen departmanının danışmanlık kısmında bir de HACCP
(Kritik Kontrol Noktalarında Risk Analizi) projesi var. 1997 yılında gıda
kodeksi çıktı. Bu kodekste özellikle bir bölüm kritik kontrol noktalarındaki
risk analizlerini tanımlıyor. Gıda üreten tüm yerlere belli süreler verilerek
iki-üç veya dört yıl gibi bir sürede bu sistemi oturtmaları isteniyor. Tahminim
bu yıldan itibaren HACCP tüm üretici firmalar için zorunlu kılınacak ve Sağlık
Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yetkilileri denetleyecekleri
firmalardan bu sistemi sorgulayacaklar. Bu zorunluluk şu şekilde ortaya çıktı;
Çanakkale bölgesindeki balık üreten firmaların birçoğu dışarıya önemli
miktarlarda ihracat yapıyorlar. 1998 yılında yapılan ihracat ürünlerinde aşırı
derecede mikrobiyal sorun çıktı. Ürün, ihracat yapılan ülkenin sınırlarından
içeriye girmeden önce, gümrük kapılarında ilgili analizler yapılıyor. Bu
analizler mikrobiyolojik olabilir, kimyasal olabilir. Analizler sonucunda
limitlerin çok üstünde sağlığa zararlı diğerler çıktı. Bunun üzerine de Avrupa
Birliği’nin Gıda ile ilgili birimi bahsettiğim kuruluşlara gelerek denetim
yaptı ve ürün almamayı uygun gördüler. Arkasından da bahsettiğim kodeks
çıkınca, açıkçası üretici firmalar paniğe kapıldılar ve sistemi uygulamaya
başladılar. Çünkü AB’nin ilgili birimi, ancak bu sistem uygulanırsa ürün
alabileceklerini, almayacaklarını belirttiler. 3-6 ay gibi kısa bir sürede
oradaki fabrikalar bu sistemi oturtmaya başladılar. Arkasında da diğer tüm
kuruluşlar bu sistemin önemini anladılar. Biz
firma olarak, gıda üretimi yapan kuruluşlara bu sistemi kuruyoruz. Dünyanın en
ünlü meşrubat fabrikalarından birinin Türkiye şubesine de bu sistemi uyguladık.
Okulda aldığım mühendislik derslerinin bu sistemi kurarken bana çok faydası
oldu. Ayrıca okulda aldığım bilgileri mikrobiyoloji ağırlıklı olarak çalıştığım
birime aktarıyorum. Çalıştığımız
firmalar bilinçli firmalar olduğu için sonuca çok çabuk ulaşıyoruz. Bir
firmada, bizimle çalışmaya başlamadan önce ve başladıktan sonraki hijyen
bilinci arasında çok fark var. Bence gıda üretim ve satışı ile ilgilenen
kuruluşlar arasında iki gerçek var; bir, hijyeni fazla önemsemeyip ikinci plana
atan, ben nasıl olsa kazanıyorum diyen patron zihniyetli firmalar; iki, bu işi
profesyonel anlamda meslek olarak düşünüp ona göre davrananlar var. Yani amatörler
ve profesyoneller. Biz
bu işe ilk başladığımız zaman muhatap gıda mühendisi bulamıyorduk. Kalite kontrol ya da kalite departmanları da
yoktu. Zamanla bunlar oluştu. Arkasından gıda mühendisleri işe alınmaya
başlandı. Karşımızda aynı dili konuşan kişiler olunca işler daha kolaylaştı. Türkiye’de
artık tüketici bilinci yerleşiyor. Marketlerde dikkat ediyorum; bir-iki sene
öncesine kadar, insanlar ürünü alıp, bakıp yerine veya sepete koyarlardı, şimdi
bir ürünün markası nedir, buna bakıyorlar, yani bu kavramlara alışmaya
başladılar. Okula
ilk girdiğim zaman herkes bana “Aşçı mı olacaksın?” diyordu, kafalarda soru
işaretleri vardı. Ben şanslıyım, beni kısa zamanda geliştiren bir işe başladım.
Belki bir fabrikada olsam bu kadar çok şey öğrenemezdim, çünkü çok farklı
sektörlere hizmet verdiğimiz için o sektörler hakkında çok şey öğreniyoruz ve
okuldan öğrendiğimiz bilgilerin üzerine yeni bilgi ekleyebiliyoruz. Okulda
ancak dört yıl gidi kısa bir sürede işin ancak ABC’sini verebiliyorlar,
detaylara giremiyorlar. Mühendisliğin de çok geliştiğinin farkındayım. En
basitinden çevremizdeki gıda mühendisleri artmaya başladı. Gazetelerde gıda
mühendisi arayan firmaların artması, mesleğin revaçta olduğunu gösteriyor.
Nitekim talep artınca üniversite giriş puanları da yükseldi. Sektör yetişmiş
personele de açık . Ben istediğim bir konuda kendimi geliştirmek
için öncelikle sektörde çalışmayı tercih ettim. Şu anda orta kademe yönetici
olduğum için MBA master’ı yapıyorum. Ama gıda master’ı yapmak için okula
dönebilirim. Çalıştığım firmada ilk eleman olduğum için de çok şanslıyım, çünkü
yöneticilerim tecrübelerini yoğun bir şekilde bana aktardılar. Şu an şirketimin
hijyen departmanı her bakımdan önde gidiyor. Dolayısıyla emekleme durumundan
koşmaya başladık. Bu başarıda takım çalışmasının çok önemli rolü var.
Takım ruhunu departman içinde sağlayamazsanız başarılı olamazsınız. Biz,
işimiz gereği sürekli eleştirdiğimiz, yukarıdan baktığımız için
denetlediklerimiz açısından bizim adımız “kötü adam”dır. Bizi, gittiğimiz
yerlerde denetlenenler sevmez de onların müdürleri üst yöneticileri sever.
Dolayısıyla denetlenenler sürekli olarak bizim hatamızı ararlar. En büyük
zorluğumuz bu. İşimiz %99’un üzerinde doğrulukla çalışmayı zorunlu kılıyor. Bu
nedenle kendi içimizde mükemmel yetiştiriliyoruz. Benim bir diğer şansım
İTÜ’den mezun olmam. İTÜ mezunuyum dediğim zaman tüm kapılar açılıyor. Bu
sektörde de diğerlerin de olduğu gibi; ODTÜ, İTÜ, Hacettepe, Ege farkı var.
Aranan gıda mühendisleri genellikle bu üniversitelerden. Bunların içinde İTÜ
Gıda Mühendisliği en yeni bölüm olmasına rağmen çok büyük yol kat etti. İTÜ’lü
gıda mühendislerinin sektördeki başarılarında hocalarımızın verdiği eğitimin
payı çok büyük. Bize ABC’yi, çok fazla verdiler, bombardımana tuttular.
O zaman bu bilgileri nerede, ne zaman kullanacağız diyorduk. Ama sektöre
girdiğimiz zaman bunların ne kadar işe yaradığını anladım. İnsanlara
bir şeyler öğretmek için önce sizin bir şeyler bilmeniz gerekiyor,
bildiklerinize yeni bilgiler eklemeniz gerekiyor, aksi halde başarılı
olamazsınız. Benim genel müdürüm de İTÜ Kimya Fakültesi’nden mezun. İş
hayatında başarılı olmamda onun büyük payı var. İTÜ’de disiplin veriliyor, iş
ahlakı veriliyor, başarılı olmamanız mümkün değil. Sektördeki yönetici de
bakıyor elemanda bir zemin var, ben onun üzerine neler inşa edebilirim diye
düşünüyor ve tercih ediyor.
Tunç Boztunç, İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü 1997 Mezunu İTÜ
Gıda Mühendisliği Bölümü’nden ikincilikle mezun oldum. Aynı bölümde yüksek
lisansımı tamamladım. Özel sektör daha cazip ve iş olanakları da fazla olduğu
için tercih ettim. Metro Grosmarket A.Ş.’de Süt Ürünleri Satın Alma Asistanı
Olarak görev yapıyorum. Kuruluşumuzda her bölüm ve sorumlusu farklı. Süt
Ürünleri Bölümü Müdürü ile birlikte bütün Metro Grosmarketler’in süt
ürünlerinin satın alma şartlarını oluşturuyoruz. Bu şartlar; değişik üretici
firmalarla sözkonusu ürünün satın alma şartlarını, indirimleri, aksiyonları ve
yapılabilecek promosyonları kapsıyor. Ben gıda mühendisi olarak üretime girip
çalışmayı öğrenci iken de düşünmüyordum. Daha çok şu anda bulunduğum konumdaki
gibi bir iş düşünüyordum, yani işletmeye dönük bir iş. Burada doğrudan gıda
mühendisliği yapmıyorum ama, mesleğim gereği süt ile ilgili analiz raporlarını
inceliyorum, kurum içinde Personelin hijyen eğitimi ile ilgileniyorum. Bir
firma ile çalışmadan önce orada üretilen ürünün analiz raporlarını istiyor ve
inceliyoruz. Zaman zaman da çalıştığımız firmaları denetim anlamında ziyaret
ediyoruz. Ben bu ziyaretlerde firmayı hijyen açısından inceliyor, eksikler
varsa uyarıyorum, şartlarımıza uymayan durumlarla karşılaştığımızda o firma ile
işbirliğimizi kesiyoruz. Bunların dışında tamamen işletmeye yönelik işler
yapıyoruz. Türkiye’de gıda mühendisliğinin önemi yeni gıda mevzuatı ile
birlikte daha iyi anlaşılmaya başlandığından, ben bu mesleğin geleceğini parlak
görüyorum. Artık gıda kuruluşları bünyelerinde gıda mühendisi çalıştırmak
zorunda. Bu nedenle sektörde gıda mühendislerine yönelme başladı. Şu anda
birçok firma özellikle süt firmaları çok sayıda gıda mühendisi arıyor. Gıda
mühendisliğinin ne olduğunu belki birçok üretici firma yakın zamana kadar
bilmiyordu ama mevzuatın getirdiği yasal zorunlulukla, özellikle gıda
mühendisinin ne iş yaptığı da öğrenilince bu mesleğin önü açıldı. Bundan sonra
iş imkanının fazla olacağını düşünüyorum. Ücret açısından sektöre baktığımızda
gıda mühendislerine verilen ücretlerin tatminkar olmadığını duyuyoruz ama,
mesleğe duyulan ihtiyaç bu durumu düzelteceğe benziyor.
B. Murat Mutlu, İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü 1998 Mezunu Kurtsan İlaçları A.Ş., Ürün Sorumlusu Kurtsan
İlaçları A.Ş. bünyesinde 1980 yılında kurulan Otacı’nın bir markası olan diyet
life ürünleri Brunch’ın ürün sorumlusu olarak çalışıyorum, aynı zamanda İTÜ’de
yüksek lisans yapıyorum. Ürün
sorumlusu, bir ürünü üretim aşamasından pazarlama aşamasına kadar takip eden,
bölümler arasında bağlantıyı kuran, yönlendiren kişidir. Ürün geliştirmenin adı
bir projedir zaten. Bu projenin sorumlusu ise ürün sorumlusudur. Diyet
life ürünleri Brunch, Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde tescil edilmiş
bir marka ve çok sayıda ülkeye ihraç ediliyor. Ürün sorumlusu olarak, yeni
çıkacak bir ürünün ilgili bakanlık ve kuruluşlardan izinlerinin alınması,
ambalajdan pazarlamaya kadar tüm aşamaların kontrolü, şirket içinde onayının
alınması, vb. sorumluluğumun bir parçası. Üretim aşamasında, laboratuardaki
ürün geliştirme çalışmalarının yönlendirilmesi, üretim ölçeğinde denemelerin
yapılması, çıkan sonuçların test edilmesine varıncaya kadar her aşama komplike
bir şekilde ilerlemek zorundadır. Üretim akışından tabii ki üretim müdürü
sorumludur. Ama yine de bir ürün sorumlusu, ürünün üretim planlamasını yapmak,
pazarlama bölümü ile üretim şefleri arasında bağ kurmak zorundadır. Ürünün
satış grafiklerinin izlenmesi, yabancı müşterilere ve Türkiye’de müşterilere
tanıtımları, seminerler, basında çıkan yazıların takibi, reklam ve tanıtım
etkinlikleri, pazarlama ve satış teknikleri toplantıları, satış elemanlarının
sorunları, tüketici şikayetleri de ürün sorumlusunun görevleri arasındadır. Yeni
bir ürün çıkarılacak ise, patron elimize formül vermez. Diyelim ki, diyabetik
çikolata üretimi istendi. Diyabetik çikolatanın formülünü oluşturarak
yöneticinin onayına sunar ve üretime geçeriz. Yeni bir katkı maddesi veya yeni
bir madde katıldığında üretim bundan etkilenir, standart şekilde üretemez. Yeni
katkı maddesini siz bilirsiniz, çünkü sizin isteğiniz ile katılmıştır, üretim
şefi bilemez. Onun özelliği nedir, nasıl üretilmesi gerekiri katkı oranlarının
ne olması gerekir, belki üretim anında soğuk hava gereklidir veya yeni bir
makine alınması gereklidir. Formül oturuncaya kadar ürün denemelerini tadarız,
üretim birimine iner durumu kontrol ederiz, sorunları tespit ederiz. Ürün
sorumlusu, aynı zamanda bir yönetici asistanıdır. Üretim aşamasında yeni bir
tesis yeni bir makine gerekiyor ise, yeni gelişmelerle ilgili fuarları takip
ederiz. Yurtdışındaki gelişmeleri izleriz ve raporumuzu yöneticiye sunarız.
Kurtsan, Türkiye’de ilaca patent alan ilk firma
ve diyet ürünleri konusunda hayli iddialı. Diyet ürünleri, yüksek lif içeriği
olan, Türkiye’de benzeri olmayan, patent başvuruları yapılmış ürünler ve
rakibimiz yok. Çünkü ürünlerimizde yağ, tuz, şeker yok, alışılagelmiş fırınlama
tekniklerini kullanmıyoruz. Size gıda mühendisi olarak övünerek söyleyebilirim,
normalde bütün gıda mühendisleri bilirler ki; fırınlanmış bir gıda, katkı
maddeleri içermeden maya, tuz, şeker içermeden, kabartıcı madde kullanılmadan
üretilemez. Bizim ürünlerimizde kepek ekmeğinin belki yerine göre 10 katı kepek
var ama, bununla birlikte herhangi bir kepek ekmeğinde olan yağ, tuz, şeker
yok, ayrıca diabetik çikolatayı üreten ilk firmayız. Birçok
ilke imza atan köklü bir kuruluşta çalışıyor olmak, birçok üründe rakipsiz
olmak bizim sorumluluğumuzu artırıyor ve daha titiz olmamız gerekiyor. İşim çok
yoğun olsa da ben Otacı’ da ve sorumluluklar altında çalışmakla kendimi şanslı
görüyorum, çünkü birçok şeyi öğrenme fırsatım oluyor. Üretim birimlerinde
çalışan gıda mühendisi arkadaşlarım var. Onlar, firmanın diğer bölümlerinde ne
olup bittiğini öğrenemiyorlar. Yönetim birimine, genel müdürlere yakın
olduğunuz zaman işin tüm aşamalarını görüyor, onların bakış açısından bakma
şansına sahip oluyorsunuz. Bu bir avantaj. Ben gıda mühendislerinin işin bu
aşamasında çalışmasını tavsiye ediyorum. Gıda mühendisi tabii ki her bölüme ve
üretim bölümüne de lazım. Ben,
bilhassa İTÜ’den mezun gıda mühendislerinin kendilerini kısa zamanda
kanıtlayabileceklerini düşünüyorum. Çünkü her şey akıl ve zeka işi.
Piyasada mühendisler için genellikle şöyle düşünülüyor; “mühendis sadece işin
teknik yönünden anlar.” Oysa ürün sorumlusu bir mühendis hem pazarlamadan hem
şirket içi ilişkilerden anlamalıdır. Şirket yaşamın bir parçası. Ürün sorumlusu
olmak, bir gıda mühendisi için çok önemli, bu sorumluluğu tam hakkı ile
yapıyorsa. Şirket çok profesyonel olmayabilir ama en azından işin
konseptini,
olayın boyutlarını öğrenebiliyorlar. Çünkü rakip firmalar var. Onlar ne
yapıyorlar, nasıl bir mücadele vermek gerekir? Yani düşünen pozisyonda olmak
her zaman avantajlı. Tüm bu işleri Hacettepe Gıda Mühendisliği’nden mezun bir
arkadaşla yürütüyoruz. Ayrıca şirketin yan kuruluşlarından biri olan yurtdışı
gıda maddelerinin Türkiye’deki temsilciliğini yapan Kurmed’de de görevlerim
bulunuyor. Firma dünyada şekerden üretilen tek hacim verici tatlandırıcı olan
isomaltın temsilciliğini yapıyor. Bu ürünün Türkiye’de tanıtımını yapmak,
müşteriler ve satış ilişkilerini takip etmek, yurtdışı ile temasları da
sorumluluklarım arasında bulunuyor. İTÜ mezunu olmam benim için her zaman çok büyük bir avantaj. İTÜ mezunu olmamız kendimizi ispat etmemizden de kaynaklanıyor. Görüşlerimiz, olaylara karşı yorumlarımız, nasıl bir önlem almamız gerektiğini okulda öğretmiyorlar ama iş hayatı esasında bu. Yoksa belli bir formülle üretim yapmak veya mevcut bir sistemle sürekli aynı işi yapmak o kadar zor değil. İşin esas zor ve yorucu olan yanı insanlarla ilişkiler. Yöneticilerin stratejik planları çok önemli. Onlar, hangi ürün gelecek vaad ediyor, hangi ürüne ağırlık vermek gerekir, onu düşünüyorlar. Biz de bu stratejileri öğreniyoruz. İTÜ’den mezun olduğum için teknik konuda tabii ki bilgiliyim. Ama ben şunu da çok iyi öğrendim; önemli olan çok şey bilmek değil, çok şeye ulaşabilme kabiliyeti. Biz okulda genel bilimsel bir bilgi sahibi oluruz, ayrıntıları işyerinde öğreniriz. |
|
||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||